Odeabank, COVID-19 salgını nedeniyle dijital platform üzerinden gerçekleştirdiği Dış Ticaret Buluşmaları kapsamında, Ankaralı iş insanları ile bir araya geldi. Odeabank yetkililerinin Ankara’da faaliyet gösteren firmaların yanında olduklarını hatırlattığı toplantıda dünyada ve Türkiye’de makroekonomik gelişmeler ile COVID-19 salgınının ekonomiye etkileri tartışıldı.

TÜRKİYE’NİN genç ve dinamik bankası Odeabank, COVİD-19 salgınının başlamasından bu yana dijital ortamda düzenlediği 11’inci Dış Ticaret Buluşmasını Ankaralı iş insanları ile gerçekleştirdi. 70’e yakın şirket yöneticisinin katıldığı toplantıda, COVID-19 salgını gölgesinde ekonomideki gelişmeler ve dış ticaretin finansmanı ile riskleri tartışıldı. Odeabank Nakit Yönetimi ve Dış Ticaret Direktörü Ahmet Zafer Seyar, toplantının açılış konuşmasında COVID-19 salgınının başlamasından bu yana yaklaşık 3 aydır, Türkiye’deki iş insanları ile dijital platform üzerinden bir araya gelerek, ekonomideki gelişmeleri tartıştıklarını dile getirdi. Seyar, Odeabank olarak iş insanlarını dinleyerek, Türkiye ve dünyanın içinde bulunduğu bu zor ekonomik dönemde firmalara destek olmak için çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Ankaralı iş insanları ile bir araya gelmekten mutluluk duyduklarını belirten Seyar, “Odeabank olarak COVID-19 salgınının ekonomiye etkisini asgari seviyede tutmak amacıyla sanayicilere önemli kolaylıklar sağlıyoruz. Dünya ve ülkemiz için zor olan bu süreçte müşterilerimizin yanında olduğumuzu göstermek üzere destek paketleri açıkladık. Bu süreçten ülke olarak hasarsız çıkmak için elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz” dedi. Seyar, Odeabank olarak çok yakında müşterilerine FX’O Döviz Ticaret platformunu hizmete sunacaklarını söyledi.

Altınsaç: “Küresel piyasalardaki düşük faiz ortamı Türkiye’nin lehine çalışıyor”

Video konferansta konuşan Ekonomist Gizem Öztok Altınsaç, dünyadaki ve Türkiye’deki makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Küresel ekonomilerde beklenilenden çok daha erken ve hızlı bir geri dönüş yaşandığını görüyoruz. İçinde bulunduğumuz kriz 1930’lu yıllarda yaşanan Büyük Buhran ile kıyasla daha derin gözükmesine rağmen, süre açısından muhtemelen daha kısa olacağı öngörülüyor. Küresel ekonomilerdeki dipten dönüşlere bakıldığında ise, krizin en kötü döneminin geride kaldığı netleşti. Ekonomilerin ve üretimin krize giriş yani başlangıç noktasına dönmesinin en erken 2021 yılının sonlarında olması bekleniyor. Dolayısıyla şu anda küresel piyasalar açısından sevindirici durum; krizin en kötü ve en derin aşamasının geride kalması ve işin bir finansal krize dönüşmemiş olmasıdır. Bu arada da Amerikan Merkez Bankası (FED) gibi major merkez bankalarının da halen destek paketlerini artırdıklarını gözden kaçırmamak gerekiyor. Ekonomik aktivite açısından elbette en büyük risk ikinci dalganın yaşanmasıdır. Bunu takiben küresel ekonomi açısından Avrupa’da yaşanması olası bir deflasyon, önümüzdeki en büyük risklerden biri olarak gündemde yerini koruyor. Türkiye’ye için, küresel tarafta en büyük risk, önemli ihracat partnerimiz olan Avrupa’da resesyonun şu an tahmin edilen 1.5 yıllık süreden daha uzun sürmesi olur. Türkiye’de de küresel gelişmelerle paralel olarak iktisadi faaliyette bir dipten dönüş gerçekleşiyor. Küresel piyasalarda düşük faiz ortamı bizim gibi gelişmekte olan ülkeler lehine çalışıyor. Türkiye’nin ekonomiye verdiği destek daha çok kamu bankaları yüklü kredi büyümesi kanalı üzerinden gerçekleştiriliyor. Özellikle iç talebin tüketim bileşeninin yılın 3’üncü ve 4’üncü çeyreğinde ekonomiye daha belirgin katkı sağlaması bekleniyor. Kısa vadede dikkat edilmesi gereken önemli iki konu ise, enflasyondaki gidişat ve dolarizasyon olarak gözüküyor.”​​