Sanat dünyasındaki genç yetenekleri ödüllendiren O'Art Sanat Yarışması'nda sergilenmeye hak kazanan ve başarı ödülü alan eserler 22-29 Eylül 2016 tarihlerinde O'Art'ta sergileniyor.

O'Art Program İpek

2015, 150x200 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

ARDA YORGANCILAR

1988 yılında İzmir’de doğdu. 2002-2005 yılları arasında ressam Seba Uğurtan’ın atölyesinde desen eğitimi aldı. Daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitim gördü.

Düalizm üzerine yoğunlaştığım resimlerimde, zıt kavramların birlikte sergiledikleri ahengi keşfetmeye çalışıyorum.

O'Art Program İsimsiz

2016, 70x100 cm, Tuval Üzerine Akrilik

AYŞE YILDIRIM

1983 yılında Adıyaman’da doğdu. 2013 yılında ArtRandS Genç Sanat Sergisi’nde, 2014 yılında Döngünün İçinde Sergisi’nde yer aldı. İzmir’de yaşayan sanatçı, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden 2016 yılında mezun oldu.

Boşluğu dolduran küçük bir detay, formu görünür kılan küçük bir boşluk, kendi başına bir değerdir. İki zıt kavram olarak birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Tıpkı yin yang gibi, boşluk kendi zıddı doluluk ile anlamlanır ve formun varlığı boşlukla bir hesaplaşma yaratır. Çevremize baktığımızda yığınla yapı var, kalabalık ve sıkışmışlık, bu bağlamda doluluğun yaratmış olduğu kasvet ile mimariyi, bütünün karmaşasından sıyırıp, detaylarla daha yalın bir forma dönüştürerek onu boşlukla biçimlendirdim. Boşluk benim kaçışım, bana ayrılmış yer gibi; birçok olay, olgu, özne, nesne her türlü etkileşimle içinde hapsolmakta ve birçok ‘’şey’’ ile şekillenmekte ve varlığını sürdürmekte, içsel bir devinimin aynası, derin, sonsuz, sınırsız.

O'Art Program Otoportre

2016, 105x200 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Başarı Ödülü

AYŞEGÜL DOĞAN

1990 yılında İzmir’de doğdu. Yurtiçinde birçok sergide yer alan sanatçı, halen Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü 4. Sınıf öğrencisi olarak eğitimini sürdürmekte.

İşlerimle, boyasal düzlemde kendi imgemi irdeleyerek bir ifade arayışındayım. Bu süreçte ifade arayışında olduğum şey ise ne olduğu değil, var olduğudur. Benim ve resmimin var olma çabası.

DAHA FAZLASINI GÖSTER
O'Art Program İsimsiz

2016, 149x149x26 cm, Marmara Mermeri, Çelik Konstrüksiyon, Yaylar

BURAK EREN GÜLER

1989 yılında Ankara’da doğdu. 2015 yılında Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun oldu. Halen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

İnteraktif olarak hazırlanmış yerleştirme seyirci katılımı ile aktive olur ve yayların yardımı ile salınır. Yerleştirmenin dış kasası ve içteki kare parçanın arasında kalan boşluk oluşturulması hedeflenen izleyici-katılımcıyı bir hava koridoruna almaktır. Önceki çalışmalarımın dışında ilk mermer denemesi ve ilk tek kişilik olanıdır. İzleyici bu tekil mekânda kendine ait zamanını deneyimler.

O'Art Program Uyurgezer

2015, 100x140 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

BURÇAK GEZEROĞLU

2013-2014 yıllarında Valensiya İspanya’da, Universidad Politecnica de Valencia UPV Resim Bölümü’nde eğitim gördü. 2009 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanan sanatçı, mezuniyetinin ardından Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine başladı.

Uyurgezerlik bana göre bir arada kalma durumu; bireyin, zihninin ve bedeninin uzlaşamadığı bir noktada var olması. Ne geçmişin, ne geleceğin ne de şimdiki zamanın var olabildiği bu durumda birey rüyalarının kölesi haline geliyor. Günlük hayatlarımızda da çoğu zaman bu şekilde var olduğumuzu düşünüyorum. Etkisi altında olduğumuz düşüncelerimizle geçmişin, geleceğin ya da şimdiki zamanın dışında bir yerlerdeyiz.

Resimdeki uyurgezerin savunmasız ve izlenmeye açık olması izleyicinin de bu zaman kavramının yok olduğu bölgeye geçebileceğinin ipuçlarını veriyor. Mekânın perspektifindeki ufak bozulmalar, gölgeler ve yansıması olmayan ayna izleyiciye kendisinin de mi rüyaya dahil olup olmadığını sorgulatmayı amaçlıyor. Aynı zamanda izleyiciyi kölesi olduğu rüyalarını ve düşüncelerini onları yücelterek ve benimseyerek özgürleştirmesine davet ediyor.

O'Art Program Samimi Bir Özgeçmiş

2016, 130x40x8 cm, Düzenleme

BURHAN YILMAZ

1981 yılında Silifke’de doğdu. 2010’da Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’nda master yaptı, bu arada 2009’da Fransa’da (Lille’de) École régionale supérieure d’expression plastique’te sanat eğitimi aldı. 2014’te Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı Sanatta Yeterlik Programı’ndan mezun oldu. Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü’nde çalışmaktadır.

Özgeçmiş, kendimizi temsilen ürettiğimiz sanal bir karakter gibi düşünülebilir. Bu karakteri en iyi yönlerimizi kristalize ederek inşa ederiz. İster rekabetçi kapitalizm koşullarının bir gereği olarak, ister yeni bir aşamanın veya işin gerekliliği olarak görülsün, bir eleme aracı olan özgeçmişler en iyi eserlerin, en başarılı işlerin konulduğu bir vitrin gibidir. “Samimi Bir Özgeçmiş” adlı eser ise, sanat eğitimim boyunca çalıştığım tarım, inşaat gibi özgeçmişimde yer vermediğim gündelik işlerin anılmasıyla ilgili bir çalışmadır. Çalışmada, eserin üretilmesinde gizil bir güç olan ve sanatçının içinde bulunduğu koşulları belirleyen emeğin sanat eserinde yer aldığı fakat görünür olmadığı durumlara ‘özgeçmiş’ kavramı üzerinden bir yaklaşım getirmek hedeflenmiştir.

O'Art Program Osman Hamdi Bey Salonu

2016, 120x150 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

DAMLA KARADERE

1989 yılında İstanbul’da doğdu. 2009-2014 yılları arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde okudu. 2016 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Temel Sanat ve Tasarım Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı.

Sanat tarihinden örnekler ile belgesele ilişkin incelemeleri sonucu; strüktürün mimari ve sanatsal bağlamını ve bu anlamda yapılan çalışmaları incelemek, sanatçının üretiminin temelini oluşturmaktadır. Yüzey çalışmalarının yanı sıra, üç boyutlu üretimler ve bu noktada mimari sistemler, yapıt unsurlarının bir araya getirilme usulleri, strüktürel anlamda denge ve boyut konularında da çalışan sanatçı, mimari olarak tadilat meselesi, eklemlenen yapılar ve yapının genel restorasyon sürecine ilgi duymakta, üretimlerinin mimari ve tarihsel boyutlarını, mekân problematiği ile ilişkili olarak, bir sanat unsuru bağlamında ele almaktadır.

O'Art Program Sinetik

2016, 180x223 cm, Karışık Teknik, Motor, Sensör, Sandal Küreği / 2016 Motor Sistemi kurulmuştur. Sensör ile çalışmaktadır.

DAMLA SARI

1992 yılında Ankara’da doğdu. 2013 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Lisans Programı’nı tamamladı.

Sinestezi “birlikte” ve “aesthe-sis: algılamak” gibi iki kavramdan oluşur. Sinestezi, zihinsel olayların bilinci tetiklemesiyle ortaya çıkan bilinçli bir duyusal, istemsiz deneyimdir. Diğer bir ifade ile “birleşmiş duyular” ya da “eşduyum” olarak da nitelendirilir. Nesnenin işlevsel durumu farklılaştırılıp, başka bir işlev ile izleyicide birden fazla duygu oluşturarak zihinde ve duygusal alanda eşduyum yaratmak amaçlanmıştır.

O'Art Program Öpüşme

2016, 32x90x90 cm, Filament, Ahşap

ERGİN SOYAL

1982 yılında Soma’da doğdu. 2009 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Heykel Anasanat Dalı’nda Lisans, 2013 yılında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyor.

Öpüşme, oyun alanına ve oyunun katı kurallarına bir müdahale. Silinen çizgiler ve belirsizleşen sınırların sunduğu yeni düzen, oyunun oynanmasını oyunsallaştırıyor. Kurallarını yitirmesi ve yeni bir kural önermemesi, oyunun oynanabilirliliği üzerine bir şüphe yaratıyor. Oyunun nasıl oynanacağına davetkâr bir zemin hazırlayan yeni oyun alanında bildik düzenin bozulması sonucu oyuncu, kurallara duyduğu kuşkuyla oyunun etkinlik alanını yeni bir deneyim alanına dönüştüreceğe benziyor.

O'Art Program hayRaT

2013-2016, 97x32 cm,
2 mm Sac Plaka
Başarı Ödülü

EVREN SELÇUK

1982 yılında Diyarbakır’da doğdu. 2004 yılında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Heykel Anasanat Dalı’nda eğitimini tamamladı. 2011 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Bölümü’nde Yüksek Lisans Programı’nı tamamladı. Halen Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’nda Sanatta Yeterlik Programı’na devam etmektedir.

Türkçede hayrat kelimesi; çeşme, okul, hastane gibi kamu yararına, hayır işlemek amacıyla yaptırılmış olan yapıların genelini tanımlamak için kullanılır. Bir başka deyişle, “sevap kazanmak” adına yapılan “iyiliklerin” nesnesel temsillerine hayrat denilebilir. Bu çalışma; içeriği ve biçimi itibariyle yeni bir hayrat temsili olarak kurgulanmıştır. Kendinin tam tersi olan bir kendi...

Bu yeni temsilin varlığı nedeniyle hayRaT; sözlük tanımının içini sulandırmaya, hatta boşaltmaya ve o boşluğa gayet müptelası olduğumuz bir şeyleri enjekte etmeye çalışır. Kendinin tam tersi olan bir kendi... Kurgusunun tamamlanabilmesi için izleyicisinin kendisine temasına ihtiyacı vardır. Bu temas, düşünsel bir temasın yanı sıra fiziki bir manevra gerektirir. Hangi rolde olduğunu bilmiyor olsa dahi izleyici; cebinden çıkardığı ya da ödünç aldığı kartı yuvaya taktığı andan itibaren bir bakıma izleyicilik vasfından sıyrılır ve hiç şüphesiz rolünü hakkıyla yerine getirmiş olur. Kurgu böylelikle tamamlanır ve kendini gerçekleştirmiş olur.

O'Art Program Sür Gitsin

2016, 180x95x70 cm, Hazır Nesne

EVREN YILMAZ

1987 yılında Erzurum’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Erzurum’da tamamladı. 2016-2017 Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (Resim Anasanat Dalı) Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

“Sanat yapıtı, bir duyumlar kitlesidir, yani algılam ve duygulamların bir birleşimi” der Deleuze. Çağın fikir insanlarını göz ardı etmeksizin: mekân içine yerleştirdiğim hazır nesnelerle, sokaktaki pratik yaşamın içsel bir sorgulamasını kendi gözlemlerimle farklı bir dille aktardığımı düşünüyorum. “Sür Gitsin”: modern yapıları oluşturan yapı birimi yüzeyin de, bir kırılganlık düzlemi içinde gelişen öznenin sorgulanmasıdır. Güncel sanatın verilerine göre üretmeye devam ediyorum.

O'Art Program Animal Furniture II

2016, 60x20x30, Obje Ahşap, Mekanik

GÖKÇEN DİLEK ACAY

1983’te İstanbul’da doğdu. 2009 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Yaylı Sazlar Bölümü’nü ve 2012 yılında Bauhaus Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Master derecesini tamamladı.

“Animal Furniture”, isminden de anlaşılacağı gibi hayvan imgesi içeren mobilya görünümlü bir obje. Bu eserin şimdilik iki versiyonu mevcut. İki eser de hayvana benzer bir duruşa sahip ayakları ile organik ya da inorganik olmak üzere değişkenlik gösteren tüy yapılarının eklenmesiyle yaşayan bir canlıya dönüşmekte. Bu canlı algısı tüyler ve mekanik sistem yardımı ile hareketli bir objeye dönüşerek gerçeklik kazanmakta. Mekanik sistem sandalyeye dahil edilerek tüylerden oluşturulan bölümde hareket unsuru kazandırmakta. Bu da sandalye gibi durağan ve günlük hayatımıza dahil olan bir objeyi bilindik görevinin dışına taşımakta. Mobilyalar insana hizmet eden cansız objelerken, bu sandalye görünümlü hayvanlar objenin araç haline gelen yapısını değiştirmektedir. Hayvanların da insana hizmet eden, metalaşan bir anlayışla insanoğlunun hayatına dahil edildiğini varsayarsak hayvan görünümlü sandalyelerin bu konuya yeni bir bakış getirmesini umut etmekteyim.

O'Art Program ItFollows / Ben Giderim O Gider, Peşimde Tın Tın Eder

2016, Windows Uyumlu Bilgisayar Oyunu
Başarı Ödülü

GÖZDE KIRKSEKİZ

1988 yılında İstanbul’da doğdu. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji mezunu. Yeditepe Üniversitesi Sanat Yönetimi Yüksek Lisansını tamamladı.

“Ben Giderim O Gider, Peşimde Tın Tın Eder”, bir sanat eseri olarak bilgisayar oyunu tekniği ile yaratıldı. Bu süreçte oyun geliştirme ve tasarımda Erdem Dur, ses tasarımı ve beste olarak da Kerem Aksoy ile işbirliği içinde çalıştık. Tekerlemeden yola çıkarak, insanı takip eden ve her yaptığımız hareketin başka bir güce sermaye oluşuna değinmek istedim. Oyundaki coğrafyayı da bu sebeple seçtim. İnsanlar kendi tanrılarına ibadet ederken farkında olmadan başka güçler yaratıyor. Yeri geliyor yeni yaratılan güçler yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. Yeni binalar, yeni tüketim alışkanlıkları günden güne hem doğayı hem insan hayatını tehdit ediyor. Alanımız daralıyor. Bizim için görünenler bizi dışarıda güvensiz, topraksız, havasız bırakıyor.

O'Art Program Muaf

(İçini Dinlemek), 2016, 50x50 cm, Çerçeve İçi Ses Yerleştirme, Fine Art Baskı, Steteskoplar (İçine Bakmak), 2016, 60x120 cm, Duratrans Baskı, Dia Fotoğraf Filmi, Asamblaj Dönüştürme, Dürbün, Pleksi, LED Panel (İçinde Dolaşmak), 2016, 40x40 cm, Çerçeve İçi Beyaz Fon (Kâğıt), Dia Film, Asamblaj Dönüştürme, Fotoğraf Makinesi, (Yansıtma), Tripod

İSMAİL TARHAN

1988 yılında İstanbul’da doğdu. 2010 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde okudu.

Çocukların görüp deneyimledikleri her şeyi henüz bir ebeveyni tanımlamadan evvel anlamlandırma ve tanımlama eylemlerine çok imreniyorum.“Çocukça bakış” tarih boyunca birçok sanatçının peşinde oldukları düşünme-üretme biçimi olmuştur. Yetişkin bir birey için anlamı ve biçimi mutlaklaşmış bir obje bir çocuğa göre içinde belki binlerce imgeye yol açacak tanımsız bir nesneye dönüşebilir. Mutlaklığı yok sayan bu “gönlünce saçmalama” süreçleri özgün bireyin temeli gibidir. Ve bu süreç muhtemeldir ki, insanın tarihte kendisine en yoğun biçimde yabancılaştığı günümüz dünyasında, özgünlüğün satın alınan bir şey değil de, zaten içinde bulunan ve emek vererek keşfedilecek bir şey olduğuna işaret etmekte. Yetişkinliğe geçen her birey tarihin en büyük sorusu ile muhatap kalıyor: “Ben kimim?” Kimliğimizi oluşturan ve bizi tercihlerimize götüren bu süreçte, bulunduğumuz toplum ve sistemin dinamikleri içinde kendimizi şekillendiriyoruz. Peki bugün bulunduğumuz toplum, böylesi hassas bir keşif için gerekli olan sağlıklı zemini sunuyor mu? Bireyin uyum sağlarken kendisine yabancılaştığı günümüz toplumunda “ben kimim”i düşünmesi lüks gibi düşünülüyor. Kendi hayatına bile “turist” olan ve bulunduğu toplumda “miş” gibi yaparak var olan insan çaresiz tükenmenin ve tüketmenin içinde bulunuyor. Bu mutlaklaştırılmış anlamlar ve kimliklerin içinden insanın çocukça bir bakışla kurtulabileceğine inanıyorum. Sanki kaynağa dönüş gibi... Zamandan ve bütün mutlaklardan muaf, tüketilmeyen ve tükenmeyen yerin var olduğuna inanıyorum.

O'Art Program Exif

2016, 120x120x3 cm, Dijital Fotoğraf, Alüminyum Kompozit Panel Üzerine Pigment Baskı

KAAN SOFUOĞLU

1992 yılında İstanbul’da doğdu. 2011-2012 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okudu. 2012 yılında girdiği Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi’nde halen eğitimine devam etmektedir.

En yalın tabiri ile, biçimi özden üstün tutan Formalist üretimler yapısal olarak soyut olana ulaşır. Teoride dahil biçimseldir, retoriği anlam ve anlatıdan kasti olarak uzaktadır. Ancak formal üretim, özellikle sanatın belirli bir disiplinine odaklı ve malzemenin kendisinde ısrarcı oluyor ise özden bahsetmek olasıdır. Bu görüntünün bir fotoğraf olduğunu bilmek tam da bu nedenle önemli. Temelde, ürettiğim bu form veya formlar dijital fotoğrafın “görsel karakterine” ulaşmayı hedefliyor. Bugün toplumsal belleği büyük ölçüde oluşturan dijital fotoğraflar, sanatın bünyesinde bile varlığını geleneksel malzemenin (karanlık oda dönemi) bir tür taklitçisi olarak sürdürüyor. Dijital fotoğrafın çoğaltım ve ulaşım hızına karşın halen eskinin bir tür röprodüksiyonu olarak kabul edilmesi, dijital fotoğrafın “teknolojik” ve “yeni” dışında ne olduğu sorusunu doğuruyor. İroniktir; bir fotoğrafın gücü, onun ne kadar fotoğraf gibi görülmediği ile orantılıdır. Şöyle ki “Fotoğraf” hatta külliyat olarak “fotoğrafçılığın” temel motivasyonu, eşyanın temsilini gerçeğine en yakın şekilde kayıt edebilmektir. Fotoğraf olamayacak kadar gerçek olana dek. Teknolojisini ve piyasasını bu yönde geliştirir. Çekim parametreleri, retouch işlemleri, sürekli yenilenen dijital görüntü kayıt teknolojileri vs. görünümlerin birer fotoğraf olduğunu unutturmak için varlar. Alternatif bir yaklaşımla üretime geçenler ise genelde karanlık oda döneminin romantikliğinden kurtulamıyorlar. Yine de o dönemin fotografik hataları tolere edilebilir, hatta bir tercih ve estetik anlayışı haline evrilmişken, dijital sebepli her hata, kusur olarak kalmakta. Bu anlayış dijital malzemeyi kimliksizleştirendir. Oysa Niepce’den beri süregelen “hatalar” fotoğrafın sunabileceği tek gerçekliktir. Fotoğrafların bir şey anlatamayacağı ortada. Onlar yalnızca gösterirler. Onlara kelimeler ile anlamları bizler atfederiz. Kelimeler ise boşlukta duran anlamlardır ve biçimler aracılığı ile ifade edilmeyi beklerler. İyi fotoğraflar gerçeğin en kaliteli taklitleri ile değil, bu anlamlar evrenini kontrol altında tutabilen fotoğrafçıların ürünleridir. Altın çağında “fotoğraf” gerçeğin bir izdüşümü olmaktan çok “fotoğraf” olabilmeli. Kuracağı iletişimde sentetik olmaktan kurtulması, hatalarının ne tür bir motivasyonla tolere edildiğine bağlı. Evrenin herhangi bir görüntüsü gibi ciddi bir konuda, estetik dogmalardan bahsediyorum. Hep aynı yerinde ve sonsuza kadar tanımlanmayı bekleyen “gerçeğin” izahı gibi, sonu olmayan labirentlerden vazgeçmekten...

O'Art Program İsimsiz

2016, 100x120 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

MEHMET CAN DEĞİRMENCİ

1992 yılında Ankara’da doğdu. 2010-2016 yılları arasında Yeditepe Üniversitesi Plastik Sanatlar Bölümü’nde eğitim gördü.

“Değirmenci, insanın en iyi portre ile anlatılabileceğini düşünür. İşlerinde çatışmaların, kavgaların ve kaçışların insan zihninde yarattığı problemleri inceler. İnsan, doğa, sosyoloji ve psikoloji konularını araştıran çalışmalar sunar ve bunları sunmak için insan portreleri ile çalışır. Deformasyonların ve mekânsızlığın sürrealizmiyle, yüzlerin gerçekçiliği arasındaki ilişkiyi anlatır. Değişimi ve değişimin ortaya çıkardığı tüm etki ve tepkileri, toplumsal tabuları, psikolojik travmaları inceler. Doğa ve evrene hayran olduğu kadar zarar verenlerdir gördükleriniz ve sanatçı bu sonsuz karanlıkta, insanın kendisini sadece dünyanın değil evrenin merkezine koyduğuna inanır. Bu inanç çalışmalarının çıkış noktasını oluşturur. Yaşadığı dünyayı ne kadar geride bırakıp ötesini görmeye çalışsa da ona ait izleri taşımaya devam eder. Hayal ettiği kadar uzak ama gerçek kadar dokunulabilir bir dinamiğe sahiptir.”

O'Art Program Trialog

2016, Video Enstalasyon (Üç Ayaklı Masa, Tek Kanal Video ), 6’23’’

MEHMET ÖĞÜT

1983 yılında Diyarbakır’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Yüksek Lisans eğitimini sürdürmekte.

“Dünyada mantıklı düşünen hiç kimsenin şüphe duymayacağı kadar kesin doğrulukta bir bilgi var mıdır?” (Bertrand Russell’ın “Felsefe Problemleri”, s. 9) Projenin içeriği, “Aynı dili konuşuyor olmamıza rağmen, aynı kelimeleri, aynı anlamda kullanıyor muyuz?” sorusu üzerinden şekillendi. Aynı dilde konuşarak, yüzde yüz aynı anlam içeriğine sahip bir diyalog kurmak mümkün müdür? Asgaride bir diyalog içerisinde, aynı dili konuşan, aynı kavramları kullanan iki kişi, ancak benzer bir anlam bütünlüğü içerisinde fikir alış verişinde bulunabilir; fakat tam anlamıyla birbirlerini anlamalarının imkânı yoktur. “Mutlak Anlam” için diyalogdaki iki kişinin de aynı kişi olması gerekir. Yani “Ben”i “Ben”den başka hiç kimse yüzde yüz anlayamaz. Çalışmanın üretim aşamasında Sanat Tanımı Topluluğu’nun (STT) diyalog yöntemlerinden faydalanıldı. Buradaki en önemli unsur ‘Dil’dir, çünkü kullanılan her kelimenin aynı anlamda anlaşılması gerekir. Bu yöntemle projenin oluşum sürecinde, Bertrand Russell’ın “Felsefe Problemleri” (The Problems of Philosophy) adlı kitabı kullanılmıştır. Aynı kişinin kendisi ile üç ayrı kişiymiş gibi gerçekleştirdiği trialogun temelinde kendisine yabancılaşan kişi, izleyicideki algılama bütünlüğünü dil üzerinden bozmaya çalışmaktadır. Trialogun içerisinden ses unsurunu çıkartılmıştır. Sesin kullanılmamasının nedeni; sadece “Ben”in anlayacağı bir konuşmada, kelimelerin seslendirilmesine ihtiyaç yoktur. Zaten kendi kendisiyle konuşan kişi kendini mutlak anlamda anlayacaktır. İzleyicinin bu trialogtaki konuşmaları duymaları asıl mutlak olanın anlaşılmasını engelleyeceğinden, konuşmalar çalışmanın içeriğinden ayrıştırılmıştır. Böylelikle izleyici kendi mutlak anlamına sadece kendisi üzerinden ulaşabilecektir. Enstalasyon içerisinde kullanılan Üçgen Masa, Bertrand Russell’ın “Felsefe Problemleri” kitabında kullandığı örnek üzerinden çalışmanın bütünleyici bir parçası olarak seçilmiştir. Üç ayaklı masa, dört ayaklı masaya nazaran tüm bulunduğu ortamlarda fiziksel anlamda kendi dengesini daha rahat kurabilmektedir.

O'Art Program İsimsiz Peyzaj

2016, 120x80 cm, Rag Kâğıdı Üzerine Arşivsel Baskı

MEHVEŞ LELİÇ

1990 yılında İstanbul’da doğdu. 2009-2013 yılları arasında Chicago Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler eğitimi aldı.

“İsimsiz Peyzaj”, dış mekânın özellikle evsel bağlamda içselleştirilmesini irdeleyen Ex-terra isimli bir seriye ait. Bir peyzaj fotoğrafının iç mekâna yansıtılmasıyla ve çerçeve içerisinde yeni bir çerçeveye yerleştirilmesiyle, bu içselleştirme sürecini ortaya koyuyor. Bir yandan bilinmez ve sınırsız görünen peyzajı iç mekânda evcilleştirirken, bir yandan da fotoğrafların nesnel gerçekliğini sorguluyor. Peyzajın iki farklı yansıması, fotomanipülasyon ile birbirinin devamı haline getiriliyor. Böylelikle aslında fotoğrafların gerçekçi inandırıcılığa sahip olmalarına rağmen aslında fotoğrafın, gerçekliğin nesnel bir yansıması değil, öznel bir temsil olduğu fikri de irdeleniyor. Ex-terra’nın ardındaki fikirlerin ortaya çıkmasında, bir göçmen ve yeni bir anne olarak etrafımdaki belirsizliğin rolü büyük. Eserleri yaratarak, bu belirsizliği yorumlamaya ve ev ile sanatçı stüdyosu ortamında üzerinden geçerek öznelleştirmeye ve tanıdıklaştırmaya çalışıyorum.

O'Art Program Alexander

2015, 60x100 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

MUSTAFA ÖZBAKIR

1982 yılında Adana’da doğdu. 2005 yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu.

Bir portreyi ele alan bu resimde, fotoğraf ve sinema arasındaki ilişkiyi inceleyen sanatçı, daha çok yönetmen Ingmar Bergman filmlerinden kesitleri sanatıyla buluşturuyor. Filmlerden seçmiş olduğu sahneleri, kendi ruhsal durumunu, çevresini ve endişelerini yansıtarak sanat yapıtına dönüştürür. Özbakır, bir nevi filmlerden “çeviriler” yapar. Yapıtıyla “gerçeğin” değişmesine ya da yeniden üretilmesine bilinçle katılır. Yalnızlık duygusu, içe kapanıklık, iletişimsizlik, sevgisizlik, bölünmüşlük hissiyatı gibi temaları inceleyen sanatçı, bunları izleyiciye taşımaya çalışıyor.

Resimlerinde fotoğrafın sonsuza dek kopyaladığı şeyi kendi perspektifinden tekrardan yineleyen sanatçı, bize sadeliği içerisinde yeni anlatım olanakları araştırır.

O'Art Program Beyaz Perdeden Yeşil Sahaya

2016, Video Enstalasyon, 9’23”
Başarı Ödülü

ÖZGÜR DEMİRCİ

1982 doğumlu sanatçı, İzmir ve İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 2007 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Bileşik Sanatlar Lisans Programı’ndan mezun olan sanatçı, 2010 Göteborg Üniversitesi Valand Güzel Sanatlar Akademisi C:Art:Media Yüksek Lisans Programı’na devam etmiş ve 2015 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sanat ve Tasarım Sanatta Yeterlik Programı’nı tamamlamıştır.

Çalışma, 1950’lerin başlarında İzmir’de açılan Yıldız Sineması’nın ve bölgenin kentsel dönüşüm süreci ile birlikte yaşadığı değişimi toplumsal ve mimari bir perspektiften bakarak ele almaktadır. 2000’li yılların başında kentin Basmane bölgesinin geçirdiği değişim ile birlikte erkek egemen bir yapıya bürünmüştür. Kente gelen hızlı göç ile beraberinde erkek egemen bir yerleşim alanına dönüşen Basmane, kentin merkezi konumunda iken; ötekileştirilmiş bir bölge haline gelmiştir. Bölgenin yaşadığı bu değişim Yıldız Sineması’nı da etkisi altına alarak bölgenin güncel sakinlerine hizmet verecek olan kapalı halı saha ve bilardo salonuna dönüşmüştür. Yıldız Sineması’nın yaşadığı değişim, kimliğinin üzerine eklenen sahte bir karakter imgesi yaratmaktadır. Yaşanan zoraki ve aceleye getirilmiş değişimin izleri mekân içinde oldukça belirgindir. Sinema perdesi önüne eklenmiş kale direkleri yaşanan biçimsel tezatı ve toplumsal tarihi net bir şekilde açıklamaktadır. Mimari yapıyı toplumsal hafızanın tanığı olarak ele alan bu çalışma, eski bir sinemanın kapalı bir halı sahaya dönüşme sürecini sinema ve futbolun toplumsal etkilerini de bünyesine katarak konuyu ele almaktadır.

O'Art Program Savaş Arabaları

2015, 100x70x0 cm, Fotoğraf

RASİM ASLAN

1983 yılında Van’da doğdu. 2004-2008 yılları arasında Yakın Doğu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde eğitim gördü. 2010-2014 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde eğitimini tamamladı.

Fotoğraflar Şubat 2015 Suriye Kobane’ye ait. Savaş sonrası görüntüler, insanların arabalarına binip kaçma fırsatı vermeyen bir savaş. Bu bana göre çaresizliğimizin ve korkunçluğumuzun en büyük kanıtı.

O'Art Program İsimsiz Tekrar

2016, 270x250 cm, Tuval Üzerine Karışık Teknik

SERDAR ACAR

1992 yılında İstanbul’da doğdu. 2012-2016 yılları arasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde eğitim gördü.

Bu çalışmayla birlikte 21. yüzyıl insanının yalnızlığına ve donukluğuna değinmek istedim. Beyaz yüzey ve ne olduğu belirsiz gri yapı günümüz bilincini ve algısını yansıtmak amaçlıdır. Renklerin tercih sebebi, gerek renklerle gerek kompozisyonla verilmek istenen düşüncenin dışında, kullanılan rengin izleyiciyi herhangi başka düşünceye itmesinden kaçınmaktır. Çalışmanın birbirinin aynısı tuvallerden oluşması, yalnızlıklarımızın sebebinin temelde aynı olduğunu düşünmekten gelmektedir.

O'Art Program Bir Yer

2016, 30x47x30 cm, Ahşap Kutu, LED Işıklandırmalı C-Print
Başarı Ödülü

SÜMER SAYIN

1985 yılında İstanbul’da doğdu. 2003-2007 yılları arasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde okudu. 2005-2006 Ecole Nationale Des Beaux Arts DE LYON’da ERASMUS, 2008-2010 yıllarında da Oslo National Academy of The Arts (KHIO) Güzel Sanatlar Master Programı’na katıldı.

“Bir Yer”de, belirli bir formda kesilmiş ve arkadan ışıklandırılmış bir deniz fotoğrafı, içi aynalarla kaplı bir kutuya yerleştirilmiştir. Bu çok köşeli formun ayna üzerindeki yansımaları fotoğrafta parçalanmalar meydana getirirken, her bir parça karşılıklı olarak yansıyarak kendi içinde sonsuza giden bir görüntü oluşturur. Bütünde ise, farklı açılardan bakıldığında farklı yönlere yansıyarak çoğalan deniz manzaraları görülür. Göç meseleleriyle ilintili olarak kaybolma/yersiz-yurtsuz kalma/yönünü kaybetme kavramlarından yola çıkarak ürettiğim bu iş, küçük bir kutunun içinde sunduğu engin deniz görüntüsü ile hem dar bir alana girme mecburiyetini, hem de bu alanda karşılaşılan büyük bilinmezleri, yanılsamaları ve yaratılan umutları düşündürüyor.

O'Art Program Annem, Kardeşim ve Sevgilim

2016 36x36 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya 36x36 cm, Buluntu Nesne Üzerine Müdahale 36x36 cm, Kâğıt Üzerine Karakalem

ŞAFAK GÜRBOĞA

1989 İzmir doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Halen aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Başka bir şehirde yaşamaya başlayınca fark ettim; aidiyetim bulunduğum yerde değil, sevdiklerimdeymiş ve uzak kaldıkça onları kaybetmekten korktum, koruyamamaktan. En çok da kardeşim, annem ve sevgilimden kaygılandım. Sanki yanlarında bulunursam her şey yolunda olacakmış gibi. Fırsat buldukça gitmeye çalıştım, eski anıları hatırlamak ve yanına yenilerini koymak istedim. Taşındığım zaman yanıma kitaplarımı alamamıştım, bu yüzden azar azar getirdim gelirken. Her defasında üç beş kitap ve içinde sakladığım notlar, koparıp koyduğum parçalar buldum. Küçücük bir parça bile hiç hatırlayamayacağım anıları getirdi aklıma, mutlu oldum fakat sonra yine korktum. Zaman geçip, ben gidip geldikçe ülkede ölümler, patlamalar, katliamlar, taciz ve tecavüzler arttı. Ya da hep bu kadar çoktu, onlardan uzak kaldığım için acısını daha fazla yaşamaya başladım. Bir an onları da kitapların arasında saklamak istedim, sevdiğim şairlerin, yazarların arasına. Çocukluğumda birkaç kez eski barakaların, kiremitlerin arasında kesilmiş kadın saçları bulmuştum. Elime alıp uzunca düşündüğümü hatırlıyorum. Belki bu sebepten kardeşimin, annemin, sevgilimin saçından bir parça alıp yaşadıkları şehirde üç farklı kütüphaneden birer kitabın arasına sakladım gizlice. Kitapları sevmeye kütüphanelerde başlamıştım, böyle devam etsin istedim. Nasıl saçlarından bir parça kesip kitapların içine koyduysam, kitapların arasından da boş bir sayfa aldım. Aldığım sayfalarda saçlarının tellerinin değdiği şiirler, kelimeler var şimdi. Her birini anlatan.

O'Art Program Bavul

2016, 200x100x100 cm, Çimento ve Demir

UĞUR BİŞİRİCİ

1992 Karaman doğumlu. Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğrenimime devam etmektedir.

Göç en temel anlamıyla; ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi olarak tanımlanır. İnsanlar var olduğundan bu yana göç etmek ya da ettirilmek zorunda kalmışlardır. Bavulun günlük yaşamımızda eşya taşıma aracı olarak kullanıldığını hepimiz biliriz. Fakat bavul nesnesi, göç bağlamıyla ilişkilendirildiğinde normal zaman dilimindeki eşya taşıma özelliğinin yanında farklı bir anlama bürünüyor. Göç eden bir insan eline bavulunu aldığı zaman sadece eşyasını yanında götürmüyor. Aslında yeni ve bilmediği hayatını da götürüyor. Çalışmam; bu yeni hayatların atılmış temellerini bize göstermektedir. Farklı zamanlar, farklı insanlar ve onların tek bir ortak noktada buluştukları yeni bir hayat.

O'Art Program Renk Makinası I - Köşe Kapmaca

2016, 167x96x8 cm, Karışık Teknik

UMUT REYHANLI

1985 yılında Hatay’da doğdu. 2007 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. 2012 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nde Yüksek Lisansını tamamladı. 2013 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde Sanatta Yeterlik Programı’na başladı.

Zamansal ve mekânsal bir evrende yaşamaktayız. Zaman-mekân kavramları arasında kendimizi konumlandırmaya çalıştığımız, kesinlikten ziyade olasılıkların hüküm sürdüğü, etkileyen-etkilenen, gelişen-evirilen, kendini var edip yok eden kaotik bir düzen. Kavramlarını evrenin varoluşsal yasalarından alan sanatçı, çalışmalarını zamansal referanslar ışığında ve bir döngü içerisinde sürekli evrilen yapılar ile kurgular. Üretim üzerindeki denetimine ve eserin bitmişliğine ket vurmayı amaçlayan sanatçı, çalışmalarını olasılık üzerinden öngörme esasına göre tasarlayıp süreçsel bir kendiliğindenliğe bırakır. Böylece çalışmalar sanatçının yerine üreten yarı-mekanik organlara dönüşür.