​Lübnan merkezli Bank Audi’nin Türkiye’deki iştiraki ve Türk bankacılık sektörünün genç oyuncularından Odeabank, yılın ilk yarısında aktiflerini geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %42.5 artırarak 29 milyar TL’ye yükseltti. Haziran 2015 sonu itibari ile 20.4 milyon lira net kâr açıklayan Banka, geçtiğimiz yılın aynı dönemindeki 31 milyon liralık net zararı, gösterdiği başarılı performans sayesinde sağladığı 51.4 milyon liralık kârlılık artışıyla pozitife çevirmiş oldu.

Türk bankacılık sektöründe 15 yıl aradan sonra sıfırdan lisans alan ilk banka olan ve 2012 yılı itibariyle faaliyete geçen Odeabank, döviz kurunda yaşanan dalgalanmalara ve küresel piyasalardaki belirsizliğe karşın yılın ilk yarısını 20.4 milyon TL net kâr ile tamamlayarak sağlıklı büyümesini sürdürdü. Banka, geçen yılın aynı dönemine göre 51.4 milyon TL kârlılıkta artış kaydetti.

Yılın ilk yarısında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre aktiflerini 42.5 artırarak 29 milyar TL’ye, toplam kredilerini 39.5 artışla 20 milyar TL’ye ve toplam mevduatlarını ise yine %39.5 artışla 23,5 milyar TL’ye yükselten Odeabank sürdürülebilir büyüme performansını %58,7 oranında arttırdığı 7 milyar TL seviyelerindeki likiditeden ödün vermeden gerçekleştirdi. Bu sonuçlara göre Odeabank’ın kredi mevduat rasyosu %85 seviyesinde gerçekleşirken, şube başına kredi miktarı ise geçen yılın ilk altı ayındaki 318.4 milyon liradan bu yılın ilk altı ayı itibariyle 377 milyon liraya yükseldi.

İlk yarı sonuçlarını değerlendiren Odeabank Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Hüseyin Özkaya, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, “Ana performans göstergelerimizde yılın geri kalanında da ilave iyileşmeler bekliyoruz. Belirsizliklerle dolu mevcut ekonomik konjonktüre karşın yılın ilk yarısında elde etmiş olduğumuz finansal başarılardan dolayı çok mutluyuz” dedi.

Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesine destek olacak şekilde yılın ilk yarısı itibariyle, geçen yılın aynı dönemine göre özkaynaklarını %30.7 artışla 2,5 milyar TL’ye, çalışan sayısını 1504 kişiye ve şube sayısını da 53’e yükselttiklerini belirten Özkaya, “Türkiye’nin geleceğine yatırım yapan bir banka olarak, Türk bankacılık sektörünün önde gelen oyuncularından biri olma hedefiyle çalışmaya ve emin adımlarla büyümeye devam edeceğiz” diye konuştu.

‘TÜRK LİRASI’NDAKİ DEĞER KAYBI SINIRLI KALABİLİR’

Açıklamasında hem Türkiye’deki hem de küresel ekonomideki konjonktürü de değerlendiren Özkaya, Ağustos başı itibarıyla Türk Lirası’nın değerinin ABD Doları karşısında reel olarak Nisan 2003’ten beri en düşük seviyesine gerilediğine dikkat çekerek, “Merkez Bankası’nın (TCMB) devreye girmesiyle birlikte, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırabileceğine yönelik piyasa beklentisine rağmen, yılsonuna kadar Türk Lirası’ndaki değer kaybı, yılın ilk yarısına kıyasla daha sınırlı kalabilir” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Düşük kamu borç stoku ve sağlıklı sermayelendirilmiş bankacılık sektörü ile geçmiş 15 yılda, görece pozitif ayrışan Türkiye’nin, önümüzdeki dönemde de ‘finansal istikrar bilinciyle’ pozitif ayrışabileceğine inanıyor ve Odeabank olarak da bu inançla ekonomiye desteğimizi zaman içerisinde sürekli artırmayı hedefliyoruz. Zorlu ve belirsizliğin yüksek olduğu bir dönemden geçiyoruz ancak kısa vadeli sorunların uzun vadeli fırsatları gölgede bırakmaması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.”

TAHMİNLER TUTTU

Geçtiğimiz yıldan bu yana Odeabank’ın küresel ekonomik konjonktüre ilişkin beklentilerinin büyük oranda gerçekleştiğini de vurgulayan Özkaya, “Dünya genelinde düşük enflasyon ve düşük büyüme olarak tanımlayıp uzunca süre çeşitli platformlarda dile getirdiğimiz müzmin durgunluk senaryosunun, bugün daha fazla kesim tarafından sahiplenildiği görülüyor. Bu analiz ışığında, 2014 sonundan beri Fed’in faiz artırımına gideceğini bekleyenlerin aksine, faiz artırımının gecikmeli ve beklenenden yavaş olacağını vurguluyorduk; nitekim geride kalan bir yılı aşkın zamandan sonra piyasa beklentileri de benzer bir eğilim gösterdi” dedi ve ekledi: “Yılbaşında makroekonomik tahminlerimizin müşterilerimizle paylaşırken öngördüğümüz diğer iki ana risk unsuru; Euro Bölgesi’nin ABD’ye kıyasla ekonomik performans ve para politikası duruşu açısından negatif ayrışması ve Çin’de büyümenin hız kesmesiyle ile yapısal sorunların su yüzüne çıkmasıydı. Yılın ilk yedi ayında hem Yunanistan krizi hem de Çin borsasında izlenen çöküş ile birlikte maalesef bu öngörülerimizin yerindeliği gözler önüne serildi.” ​​​​​​