İnternet tarayıcınız güncel mi?

İnternet kullanımlarınızda güvenliğini arttırmak ve İnternet Şubesinde sorunsuz işlem yapabilmek için tarayıcıların güncel versiyonlarını kullanmanızı, eğer kullanmıyorsanız yazılımcı firma resmi sitelerinden ücretsiz olarak güncellemenizi tavsiye ederiz.

Güncel Versiyonunu İndir Detaylı Bilgi
Yeni mobil uygulamamızı denediniz mi? Detaylı bilgi için tıklayınız.

Multiple Existences

O'Art, Türkiye'de yaşayan yabancı sanatçıların oluşturduğu karma sergi "Multiple Existences" ile 2016'ya merhaba diyor.

Sergi 14 Ocak – 21 Şubat 2016 tarihleri arasında gezilebilir.​​

Aşağıdaki seçki eserlerin bir kısmını içermektedir.

​​​​​​​
O'Art Program Untitled

2015, 114x83cm, tuval üzeri karışık malzeme

ALI OMAR

“Benim bir yüzey olarak sunduğum görsel konuşma, günümüze ait olmaya çalışan portreler şekline bürünen bir üye ya da bir tür, bir ruh ya da cisim, arzular ve kışkırtmalar olarak insanları yakalama çabasını yansıtmaktadır. Güzelliğin portreler şeklinde gelişmesi, modern güzelliğe ilişkin görsel açıdan güzel bir boyut yaratabilmek için gerçeğe hayranlık duyma eğilimi gösterir, ancak (en azından insanlığın özüyle ilişkili olmayan ayrıntılar dışında) ayrıntılarının çoğunda herhangi bir güzelliğe sahip olmayabilecek gerçeğin kölesi haline de gelmez.

Görsel sorunlar için portrede kullandığım çözümler doğru olabilir ya da olmayabilir ve içeriği de yeterince net bir şekilde ifade edebilir ya da etmeyebilir. En azından benim eserim “evet” ile “hayır”ın ortasında bir yerdedir ve işte güzelliği de buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü sanat yaşamı daha iyileştirme arzusuyla ortaya çıkar, bu yüzden de ölümü temsil eden herhangi bir mutlak şey yoktur. Bu ilerleme, vücudun çift kat çaba göstermesini gerektiren ruhani düzeyde olmalıdır. Çünkü ruhu olmayan ya da etkin bir ruhu olmayan bir vücut yoktur. Bir üye ya da bir tür olarak insanların güzellik içeren birçok bozulmaları vardır. Bu bozulmaları ve güzelliklerini yakalamanın cazibesine karşı konulamaz. İstanbul gibi görsel, tarihi, yapısal ve kültürel açıdan çok zengin bir yerde bulunmak birçok ayrıntıyı, rengi, duyumu ve farkı incelemek ve görmek açısından müthiş bir fırsat veriyor. Ayrıca tarihi boyutu da güzelliği görmenin nasıl geliştiğini anlamaya yardımcı oluyor. Çalışmamı anlamama ve geliştirmeme yardımcı oluyor. “

O'Art Program Sight

e.1/3, 2015,100x70 cm, alüminyum üzeri dijital fotoğraf

ANGELO BUCARELLI

“Türkiye’ye yetmişli yılların başında geldim. Ebeveynlerimin arkadaşları beni bir aylığına yaz tatiline davet ettiler. İşte ben o zaman İstanbul’u keşfettim. O zamandan beri turist olarak ya da dostlarımı ziyaret etmek için arada bir geliyorum. Dört yıl kadar önce İtalyan Büyükelçisi benden İstanbul Bienali’nde İtalya’yı temsil edecek bir sanat projesi hazırlamamı istedi. Eseri hazırlamak için İstanbul’da bir yıldan daha uzun bir süre kaldım. Şehri, birçok yeni arkadaşı ve kendi kültürümden farklı bir kültürü tanıyarak müthiş zaman geçirdim! Enstalasyonun çok başarılı olması kalış süremi uzatmama yol açtı.

Kavramsal diye nitelendirebileceğim eserim, ezeli insan içgüdüsü olarak “iletişim” kavramına dayanıyor: İnsanlar bir arada kalmalı ve böylece kendi aralarında iletişim kurabilmeliler. Hemen hemen bütün eserlerimde bir görseli çevreleyen izole bir sözcük bulabilirsiniz. O kuru sözcük gözlemcide, entelektüel bir kısa devrede önerilen görselle o sözcüğü yüzleştirerek kendi deneyimiyle ilişkilendirme arzusu uyandırır. İletişimin yaşam kalitesiyle çok ilgisi vardır. Aralarında iletişim olmadığı için ayrılan çiftleri çok duyarız. Eğer iki toplum iletişim kuramazlarsa, çok geçmeden aralarında çatışma yaşanır. Kültür ve deneyim kimliklerimizi etkiler; kimliğimizi bilirsek, daha iyi iletişim kurabilir ve başkalarını da daha iyi anlayabiliriz. Ben başka insanlarla ve kültürlerle tanışan bir göçebe olmak isterim. Ben eğitimimi tamamladıktan sonra seyahat etmeye başladım. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadım, daha sonrasında da daha fazla öğrenebilmek ve zihnimi açabilmek için farklı zihniyetleri anlayabilmek amacıyla farklı ülkelerde zaman geçirmeye ve çalışmaya çalıştım. Ben her yerde rahat edebilirim. Kendimi dünya vatandaşı olarak görüyorum. Bugün burada, yarın başka bir yerde olsam da hep çok rahatım ve günlük yaşamın bir parçasıyım. Çalışmam sayesinde burada da, başka bir yerde de olabiliyorum. Ve oluyorum da. Başka bir yere gittiğimde, o yerin bir parçasını da kendimle birlikte gittiğim bir sonraki yere, bir sonraki deneyimime taşıyacağım: Daha iyi iletişim kurabilecek ve daha fazla anlayabileceğim. “

O'Art Program Theodore

2015, h. 60 cm, polyester

JENNY EICHLER

“İstanbul gibi enerjik bir şehir, ziyaretçilerine sürekli engeller ve zorluklar çıkarıyor. Kendime ve kendi esnekliğime odaklanmış bir yansıtma gerekli hale geldi. Aşina olmadığınız bir kültürü deneyimlemek düşüncelerinizi her seviyede daha da geliştiriyor. Kendi rolünüzü değerlendirmek de şart. Toplumun sizden talep ettiği gibi bir pozisyon belirlemeniz her zamankinden daha da net hale geliyor. Toplumun sanatçılardan beklentisi Avrupa genelinde bile birbirinden ciddi ölçüde farklıyken, Avrupa dışında farklar daha da temelde farklı hale geliyor.

Bir yandan amaç ortak bir zemin keşfetmek iken, öte yandan da bir başka düşünme ve değerlendirme biçimine geçiş yapabilmek için farklılıkların farkında olması ve böylece insanın aşina olduğu sınırların ötesinde kendi etki alanını genişletebilmesi gerekiyor. Bence son yıllarda yurtdışı deneyiminin önemi çok değişti: Artık günümüzde odak noktası yabancı kültürlerle ve o kültüre ait yemeklerle keşfetmek amacıyla buluşmak yerine, insanın kendi kuşağından meslektaşlarla birlikte platformlar yaratmaya dönüştü. İstanbul’a ilk kez Almanya’dan aldığım bir bursla 2010 yılında geldiğimde, o zamanlar İstanbul Avrupa Kültür Başkenti idi ve birçok kültürel etkinlik vardı. 2014’ten beri İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyorum. Eserlerimde kullandığım malzemeler ahşap, metal, beton ve seramik gibi birbirinden farklı malzemeler. Bu sergiye de, yakın tarihte polyesterden yaptığım sekiz parçadan oluşan heykel serimle katılıyorum. Çocuk imgelerini kullanarak masum gururun saflığını göstermek istiyorum.”

DAHA FAZLASINI GÖSTER
O'Art Program Düşünen

Düşünen, 2007, 80x60 cm, tuval üzerine yağlıboya

LITHIAN RICCI

“Hatırlayabildiğim çok eski zamanlardan beri uzak kültürler beni kendisine çekti ve ben de farklı medeniyetlerin özünü yakalayabilmek için Doğu’ya uzun seyahatler gerçekleştirdim. İnsanları belli bir yolu seçmeye yönlendiren adı konmamış bir kuvvet olduğuna her zaman inanıyorum; ben de İstanbul’a 2013 yılında işte bu yüzden geldim.

O kısa seyahatim beni bir galeri sahibine götürdü ve o zaman şehri ve insanlarını yoğun bir şekilde yaşamak için bir süre İstanbul’da yaşamam gerektiğine karar verdim. İstanbul’un çokkültürlü geçmişini ve Bizans dönemini keşfetmek büyüleyici bir deneyimdi ve ben de bir İtalyan olarak kendimi kolaylıkla bununla ilişkilendirebildim. İstanbul, benim geldiğim şehir Roma gibi, bir açık hava müzesi. Uğultulu bir enerjisi var ve burası ruhumu besleyebilmem ve sanatsal açıdan ilham alabilmem için mükemmel bir yer.”

O'Art Program Utopia

2014,120x120 cm, forex üzerine c-print ve silikon

MARCO VERONESE

“İstanbul, aynı anda hem ayıran hem de birleştiren, iki deniz arasında akan su damarı Boğaz’ın suları gibi, kültürlerin iç içe geçtiği, eridiği ve dönüşerek tek bir ruh haline geldiği bir yer, Doğu’ya açılan bir kapı. İstanbul benim için derin bir farkındalık araştırmasının başlangıç noktasıydı ve Universe (Kainat) ve Utopia (Ütopya) isimli iki eserim de işte bunun sonucunda ortaya çıktı.

Bu eserler, benim felsefemin ve kökenleri dünyanın can suyundan beslenen ve bizi her şeye, “Kainat”a bağlayan bir araç vazifesi gören insan deneyimine daha yakın olan bir ruhaniliğe duyduğum ihtiyacın maddi açıdan vücut bulmasıdır.”

O'Art Program  

2015, 80x20 cm, karışık teknik

PAULINE LEGRAND

“Surprayse” “suppository” (fitil),”pray” (dua) ve “surprise” (sürpriz) sözcüklerinin kısaltmasıdır. Eser, şekiller ve biçimlerin biriktirildiği bir nevi zihinsel bir dünyayı keşfetmekle ilgilidir. Seyahatlerimdeki ya da anavatanım Avrupa’daki estetik çevremden sürekli faydalanarak, köklerimdeki Katolik sosyal sınıfın yerel diline (kilise planları) dayanan evrensel temalar geliştiriyorum. Türkiye de bana, bir şekilde bir gereklilik ve uyuşturucu, aynı zamanda da fitil gibi bir kolaylık da olan dine eleştirel bir bakış açısından yaklaşabilmem için müthiş fırsatlar sunuyor.

Bu yüzden de bir mecazlı anlatım yöntemi olarak cinsellik, sindirimle karşılaştırıldığında daha az ilgimi çekiyor. 1990’lı yıllarda kadın sanatçılar eserlerinde yeni bir konu olarak kendi cinselliklerine odaklanmaya başladılar. Oysa bir kadın olarak benim eserimin ilham kaynağı kulağa biraz daha maskülen geliyor. Bu tür bir görsel yoksulluğa yanıt olarak baştan çıkarma, insanlara ilk başta doğru olduğunu düşündürtebilir, ancak ikinci bir bakışta doğru olmayabileceğini de düşündürtebilir. Tanım itibariyle sanat ahlaken iyi değildir. Ben de bazı ilgi alanlarını ve bazen de konuları paylaşarak Wim Delvoye’nin eserlerinden faydalanıyorum.”

O'Art Program Cascade

2015, 120x180 cm, tuval üzeri karışık materyal

TOM WHITTY

“Öylesine büyük ve bilinmez ama hiç bilemeyeceğiniz anlamlarla yüklü bir yer; öyle ki her zaman boş, kaybolmuş ve hatıralarla sonsuzlukta sürüklenme duygusu yaratıyor ve içinde bulunduğumuz peyzaj, her şekil ve her renk geçişi de bana daha önce gördüğümde hissettiklerimi hatırlatıyor.

Her şey sadece bir anlık ve sonra kayboluyor, bütün hatıraları ve uyandırdıkları duyguları ortaya dökerek temizlenmek arzusu, duyguların bozduğu birçok hatıranın ürünü olan bir kaçış yaratmak ve her şeyi kullanarak inşa edilen ama duygularla yeniden üretilen sizi özgürleştirebilecek bir yer, bir anlığına ortaya çıktığında kendinizi kaybedebileceğiniz ve duygusallıktan kaçabileceğiniz bir yer yaratmak anlamına geliyor.”

O'Art Program Soft Rumble

2015, 100x60 cm, hahnemufle kâğıt üzerine fotoğraf, fotoblok sıvama

YANNICK BELLEY

“Yaşamın gözlerimin önünden geçip gitmesinin ve ruhumun yaşamı süzmesinin her zaman atmosferle ilintili bir sonucu vardır. Ben Kanada’da, Québec’te Saint-Lawrance Nehri’nin yanında büyüdüm. Bu muhteşem ve büyük nehir mizacını, rengini, seslerini ve kokusunu dört mevsim boyunca sürekli değiştirir… Kış geldiğinde gelgitler buza heykel gibi şekil verir, buzun hareket etmesini, çıtırdamasını ve kırılmasını sağlar…

Doğanın gücüyle çevrelenmek, gözü korkutulmuş hissetmek, soğuk suya düşme ve buzun sıkıştırması tehlikesi… Nehrin kıyısına her gidişimde güçlü bir enerji halesi hissederim. İnsanların dünyası da bana hemen hemen aynı görünür. Duyguların da gelgitleri vardır ve su gibi hareket ederler. Su akışkandır, hava akışkandır, duygular da kimi zaman yumuşak, kimi zaman uyuyan çocuklar gibi sessiz, kimi zamansa savaş gibi vahşi bir duygu parfümüyle karışarak akan bir akışkandır. Hatıraların akışkanlığı gelir ve gider. Ben büyük bir nehrin kıyısında büyüdüm. Bu soluyan su kütlesi Atlantik Okyanusu’na akar, Atlantik Okyanusu da gezegenin geri kalanıyla doğrudan temas halindedir. Bu derin okyanusun suları yüzyıllar boyunca insanoğlunun biriktirdiği hatıraların tamamını içerir. Balinaların seslerinin yüzlerce kilometrelerce derinde yolculuk ettiğini düşünün –ben de tarih, yüzyıllar ve doğa arasındaki bütün bağlantıları işte böyle hayal ediyorum. İstanbul’da olduğum zamanlar doğal yaşam eğilimim, büyük bir kütle halinde hareket eden, kadim dünyanın hatıralarını karıştırmaya özen gösteren vahşi denizaltı akıntılarına sahip ve beni kendine çeken bu su kütlesine, Boğaz’a yakın olmak oluyor. Daha önce de söylediğim gibi, bu su kütlesinin benim çocukluğumla ilişkisi var. Bu yüzden kendimi İstanbul’da kaybolmuş hissetmiyorum. Bu şehir binlerce yıl boyunca dünyanın merkeziydi. Marmara, Boğaz ve Karadeniz. Hepsi birbiriyle bağlantılı ve ben de sizin nehrinizde hayaletler görüyorum, müziğini duyuyorum. Bu devasa hareketli su kütlesinin titreşerek alçak perdeden gümbürdemesi ve akışkanlığı, bir sofist gibi dans etmesi... “Buhardan” faydalanmaya alışkın beynimin bir parçası her zaman öbür dünyaya dalıp atalarımızın öykülerini yakalamaya çalışıyor. Fotoğraflarım duygularımızın şarkılarından, ruhlarımızın akışkanlığından, hatıralarımızdan ve dünyalarımız arasındaki ortak bağlantılardan bahsediyor.”