O'Art, gören, hisseden, eleştiren, süzgeçten geçiren, yani dünyayı anlamak için yaratan genç sanatçıları bir araya getiriyor. Sergi, 21 Eylül - 3 Ekim 2017 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

O'Art Program Tohum

2017, 9 Adet, 21x17 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

AHMET MANSUROĞLU

1993, Antakya
Semboller, kültür kodlarının arka planını keşfetmek ve anlamak için birer anahtar vazifesi görmektedir. Aynı zamanda semboller farklı anlamlar taşıdığından görsel anlam açısından çok katmanlı çıkarımlar sunmaktadır.

Kültürel kodlar taşıyan semboller aynı zamanda sanatçının ruhsal özelliklerinden anlamlar barındırmakta ve gizli duygularından arınmasını sağlamaktadır. Yani tüm eserleri sanatçının aynasının parçalarıdır. Belirlediğim kavramları görselleştirirken kullandığım sembollerde belirli anlamlara yönelmektense, kavramı ve görsel anlamı açık bırakıp izleyiciyi çok katmanlı anlamları araştırmaya yöneltmekteyim.

Aynı zamanda benliğimden kattığım anlamları açığa vurmayarak eser içinde saklamaktayım. Bu sergideki eserim için de aynı süreç geçerli olup, kavramları belli sembollerle görselleştirip içselleştirilen anlamların açığa çıkarılmasına veya saklanmasına ilişkin izleyiciye yol açmaktayım.

O'Art Program İsimsiz

2017, 94x140 cm, Mixed Materials on Canvas

ALİ OMAR

Tabke, Syria 1986
Like most artists, I don’t really have anything I want to tell that I know for sure. It is the desire that guides me and guides my search, and the temptation of what I try to grasp, understand and discover makes that desire stronger.

The visual speech that I present as a surface reflects the depth of these queries. It is also an attempt to grasp these desires and temptations which now take the shape of portraits, a portrait that attempts to belong to the current period of art history, and to the general changes in the human form and spirit. In fact, the attempt to belong to modern art is an attempt to belong to the ego.

My work of portraits tends to admire reality, but not to be enslaved by a reality that might not have beauty in most of its details - at least not details concerned as the core of humanity - to create a visually beautiful dimension that belongs to modern beauty and to human core. Through that it debates the issues of belonging, identity, ego, and the dialectic relation between body and spirit. My solutions of visual problems in the portrait may or may not be right, may or may not clarify the content well, may or may not deliver these queries and sensations to the receiver.

At least my work stands between the yes and the no, and that’s where the beauty lies, for there is no absolute which represents death, while art is a desire to improve life. This progress must be on a spiritual level, which requires a double amount of effort from the body, for there is no soul without body, or at least not an effective soul.

Humans as members or as a species have a lot of distortions, distortions that contain beauty. The temptation to grasp these distortions and their beauty is irresistible, and the realization of distortions in my own skull is more satisfying than just observing distortions in the skull of others.

O'Art Program Beyaz Cüceler

50x50x50 cm, Pleksiglas, Aydınlatma (Yapay Işık) Ekipmanları

AYŞEGÜL ALTUNOK

1987, Hakkari
Beyaz Cüceler, milyonlarca yıl boyunca yapayalnız bir şekilde yavaşça soğuyarak ölmeyi bekleyen yıldızlardır...

Yüzeyinde kendimizi gördüğümüz bu küp, kendi içinde olduğumuz mekânın içinde, içine giremediğimiz sınırlandırılmış bir başka mekân olarak karşımıza çıkar. Yalnızca sınırlarında kalabildiğimiz bu küpün yüzeyinde, kendimiz ile birlikte kendi evrensel mekânımızı çevreleyen yıldız haritasını izleriz...

Ve her zaman anımsamak gerekir ki, gece ışıltısıyla izlediğimiz tüm o yıldızlar ve bizler, aynı malzemeden oluştuk...

DAHA FAZLASINI GÖSTER
O'Art Program Trash and Blood

2017, 15x18x15 cm, Silikon Heykel

BARIŞ KARELİ

1984, Gross Gerau - Almanya
İnsanın var olma savaşındaki tükenmişliği postmodern dönemde üretimine, yaşam biçimine ve ilişkilerine yansır. Temelde bireylerin bir araya gelerek yarattığı insan, insan kaynaklı ve kapital dayanaklı şirket, marka ve oluşumlar toplumun gözünde bireyden üstün konumdadır.

Birey kendisini yarattığı kapital altında ezer. Bu döngüde geri dönüşüme giremeyen insan en bildiği halde, özünde ve merkezinde “kanlı ve canlı” kalabilmelidir.

O'Art Program Uyku Serisinden

2017, 50x70x14 cm, Yastık ve 12’ 11”Tek Kanal Ses Kaydı

BERİL OR

1987, Ankara
Uyumak, rahat yataklarımızda hem çok huzurlu ve rahatlatıcı, hem de dış dünyayla olan tüm bağlarımız kesildiği için bir o kadar tedirgin edici. Hem herkes gibi olduğumuz, hem sadece kendimiz olabildiğimiz tek durum. Hem herkesle eşitlendiğimiz, hem de herkesten ayrıştığımız, aynı anda birçok yerde olabildiğimiz ya da hiçbir yerde olmadığımız…

Uyku serisi, uykunun hayatla arasındaki kontrolsüz yalıtılmışlık halini yeniden inşa ediyor. Bu izolasyonun içinde barındırdığı yumuşak-sert ve rahat-huzursuz ikilemlerini bir araya getirip, izleyicileri de bu uykuya dahil ediyor.

O'Art Program Old is The New Black

2017, 140x160 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

BİKE BAŞARAN

1991, Ankara
Kadının varoluş mücadelesi... Kadın kimliği üzerinden beslenen, kurgulanan reklamlar, satış ve pazarlama... Toplumun beklentilerine göre kilo alıp veren bedenler... Kadın olmak zor, kadın olarak yaşamak çok zor... Beden artık tüketmek ve tüketilmek için uygunluğunu kaybettiğinde hele vay haline!
Benim yaşlı kadınlarım ise özgür ve toplumun dayatmalarından uzak...

Bu özgürlüklerini zamanın ve yaşamın onlara kattığı tecrübeye borçlular. Yaşadıkça ve yaş aldıkça kadının öncelikleri değişir. Toplumun beklentilerine göre şekillenen dış görünüş, yerini hür iradeye ve ruh zenginliğine bırakır. Ve kadın o zaman kapitalizmin pençesinden bedenini kurtarır ve ruhunu özgür bırakır.

O'Art Program Otokontrol

2016, Karışık Teknik, 65x56x48 cm. Motor, sensör dolabın içine motor sistemi kurulmuştur. Sensör ile çalışmaktadır.

DAMLA SARI

1992, Ankara
Distopyanın kendi varoluşu işin fiziksel yapısıyla bağdaştırılmıştır. Nesnenin izin verdiği kadar kullanıma açık olma durumu sınırların bu zaman ve mekân çerçevesinde zorlanamayacağının ibaresidir.

O'Art Program Pazar Yeri

2016, 43x61 cm, Kâğıt Üzerine Akrilik

DEFNE DENİZ ACEROL

1990, Hong Kong
Pazar yeri kültürü bize tanıdık. Burası pazarcıdan müşteriye, üretici-aracıdan tüketiciye, emtianın birim fiyatından çeşidine, sunuluş biçimine, Pazar Yeri ontolojisinde oynayacak rolü olan her formun muayyen Pazar seçilimine tabi olduğu yer. Tanıyoruz bu ekosistemi. O halde çarpıtılmış gerçek ile makul zahiri arasında yaşayan bu liminal mekânın dalgın antropomorfik figürlerinin, gizemli prehistorik canlılarının ve bilumum tuhaf yaratıklarının ürpertici zamanı neden bu kadar cezbedici?

Pazar girişinin yolunu müzakere eden kaprisli vıcık turuncu ile tavizsiz buzul mavinin görsel kortekste sahneye koyduğu oyuna bakacak olursak, Pazar sakinlerinin şafak telaşında olduğunu düşünmeli. Ama hangi günün şafağı? Yoksa Pazar etkileşimi zamansız bir oluşa mı işaret ediyor?

Zira varlığın kaide kademesinde Darwinizm, Kozmik Pazar’dan ibaret değil mi? Postüründen kıdemi okunan şişman balıkçı, renginden taze olduğu anlaşılan lophius piscatoriusu ve onun yanındaki benekli thunnusu sunumunun ön planına çıkarmış. Şapkasından sarkan fener, balıkçıyı tezgahındaki fener balığının suretine yakıştırmış. Öndeki iki rakun fenerli balıkçıyı oyalarken, tezgahın altındaki işbirlikçileri, ton balıklarının durduğu kasaya hamle yapıyor. Silindirik şapkası ve terzi kesim ceketinden hırslı bir tüccar olduğu anlaşılan cücenin daha mütevazı arkadaşı, taşıdığı ton balığının kuyruğunu pazarlıkta kaybetmiş olsa gerek.

Şık giyimli bir Cane Corso ise etraftaki karmaşaya, tezgahlardan taş döşemeye damlayan kana ve katlanılmaz kokuya aldırmadan yürümeye devam ediyor. Yüzündeki bıkkın ifade, çürümenin kaçınılmazlığını kabullenmiş bir boşvermişliği maskeliyor. Pazar disiplininin şerbetli sis ile buluştuğu girişte, muzip velociraptorlar fosforlu turuncu tozun içinden beliriyorlar. Yaklaşan kargaşanın gerilimi, raptorların meşhumluğu ile onları komuta eden kurbağanın munisliği arasındaki akkor kontrastla zirve yapıyor.

Çarşının tavanından sarkan dev akuatik kertenkele, dehşet verici görkemine rağmen Pazar sakinlerinin ilgisinden mahrum kalmış gibi. Denizlere hükmetmiş gelmiş geçmiş tüm uç yırtıcılar gibi, okyanustan karaya ve karadan tekrar okyanusa uzanan bir evrimsel yolculuğun ürünü olmalı bu muazzam hayvan. Pazar Yeri’nin giriş bölümündeki theropod sürüsü ve onların amfibi elebaşı, memeli sınıfının balık ekonomisine münhasır hükmüne, geçmiş ve gelecekten gelen retrokronik bir tehdidi temsil ediyorsa, dipsiz derinliklerden gün ışığına çıkartılmış dev akuatik sürüngen, bütün yaratıklara ve bize, unutulmuş çağların ve medeniyetlerin karanlık bilinmeyenlerinde saklanan canavarların Pazar hükmünün, er geç halihazıra teslim olduğunu hatırlatıyor.

O halde, Pazar Yeri’nde kendisine biçilmiş rol bulan bütün canlıların oluşu, kronik ve retrokronik eyleme tabi. Hükmü zamanda olumsal olmayan biricik oluş ise Kozmik Pazar, diğer adıyla Pazar Yeri.

O'Art Program Kosmaj

2017, 130x60 cm, Kâğıt Üzerine Suluboya - 30x20 cm, Arşivsel Pigment Baskı Kâğıt Üzerine Suluboya ve Fotoğraf Baskı

EMİRHAN EREN

1988, Kocaeli
Suluboya tekniğini geniş ölçeklerde uygulayan sanatçı, sürecin belirsizliğini tasarının değişkenliği üzerinden kurguluyor. Kullandığı malzemenin sınırları ve olanakları doğrultusunda rastlantısal biçimler üzerine yoğunlaşan Eren, bir süredir anlam ve formu benzeşim üzerinden okuyor, böylece ortaya çıkan eşlemeler aracılığıyla yapıtların arasındaki formal ve anlamsal ilişkiye odaklanıyor.

Bu eşlemede yer alan yapı ise, eski Yugoslavya’dan kalma İkinci Dünya Savaşı anıtlarından biri olarak, Belgrad’da, “Kosmaj” dağında bulunuyor. Bugün anıt, ait olduğu tarihsel bağlamından bağımsız bir imge olarak sosyal medyada dolaşımını sürdüyor. Bu noktada sanatçı imgeyi sanat bağlamında yeniden üreterek, başka bir zaman diliminde ve konumunda yeni anlamlar oluşturmayı hedefliyor.

O'Art Program Dikkat! Kaygan Zemin

2014, 55x59x120 cm, Mixed Media

EMRAH MAN

1985, Bandırma

O'Art Program Akış

2014. Mekâna göre ölçüler değişiklik gösterir. Enstalasyon+Mapping

EZGİ TOK

1989, Akhisar
“Dış dünyaya özgü olan zaman ‘homojen zaman’dır, eşit aralıklara bölünerek ölçülebilir hale getirilmiş, çizgiselleştirilmiş, uzaylaştırılmıştır. Buna göre, zamandaki her an, düz bir çizgi üzerindeki homojen noktalara indirgenir; zaman birbiriyle bağlantısız noktaların toplamı olarak düşünülür.

İnsanın zamansallığı, uzamsal olmayan başka tür bir zaman anlayışını gerektirir. (...) Yaşamın hareketi sayıyla ölçülemez, uzayın terimleriyle ifade edilemez olan gerçek zamandır; yorulduğumuzda, sıkıldığımızda, korktuğumuzda, sevindiğimizde, umutlandığımızda... farklı hızlar kazanan ölçüsüz tekilliğin zamanıdır.”*

* Gilles Deleuze, Bergsonculuk

O'Art Program Fotoğraftaki Kadın İzleri

2016, 96x250 cm, Toplam 61 Çalışma, Fotoğraf Üzeri Manipülasyon

FATMA ÇAKMAK

1989, İstanbul
Bu serideki fotoğraflarda, kadınların üzgün suratlarını ya da iffetli kahkahalarıyla tek açıdan kadraja alınmış, kâğıt üzerindeki sükut etmiş yansımalarını izliyoruz. Bu yansımalar her geçen gün mekanik çoğaltımla tekrar basılıyor. Sonucunda onlar zamanın geçmiş skalasında bulundukları noktadan kopup, tek ve hakiki olan o görüntülerini kaybederek milyonlara bölünüyorlar.

Bölündükçe duyguları ölüyor ve tekrarlandıkça estetik yaşantının enerjisi yok olarak monotonluğa varıyor, bayağılaşıyor. Benjamin’in de dediği gibi, sanatı sanat yapan en önemli özellik onun ‘şimdi ve buradalığı’dır. O halde makinenin çıktısında şimdi ve buradalık çalıntıdır. Oysa o kadınlar gerçektiler...

Ortaya çıkan çalışma, hem kadının içinde yaşadığı dramatikliğe, hem de fotoğrafın çıktığı andan itibaren takındığı tavra tepkiden doğmuştur. Suni seri üretime karşı, her kadının tekliğine dayalı düşünceyle, onları biriciğe çeviren manipüleye uğratılmıştır. Bütün olarak düzenlenen küçük boyutlu foto manipülasyonlardan oluşan 61 çalışma “Fotoğraftaki Kadın İzleri” serisini oluşturur.

O'Art Program Uçan Denizanası Fenomeni

2017,Video ve karışık malzemeden oluşan yerleştirme

KADİR KAYSERİLİOĞLU

1987, İstanbul
Bu projede 30 dakikalık bir video ve videoyu destekleyen parçalar olarak dört suluboya resmi, altı karakalem çizimi ve eskizlerden oluşan iki adet defteri tek bir yerleştirme olarak sunuyorum. 2012 yılında oluşturmaya başladığım defterlerde sürekli olarak otomatik çizimlerini yaptığım başkalaşıma uğramış nesne ve bedenler, doğadaki hayvanlara benzemeyen denizanası formuna yakın tuhaf canlılara dönüşüyor. Bu canlıları devasa boyutlarda havada salınır şekilde resmediyorum.

2017 yazına kadar devam eden bu süreçte sürekli olarak kendime bu formları neden çizdiğimi sordum. Bu sorunu, oluşturduğum video ile tekrar ortaya koydum. Video bir mockumentary olarak (sahte/gerçek olaylara dayanmayan belgesel) yumuşak formdaki canlıların esrarını aralamaya çalışıyor. Senaryoda Türkiye’de yaşayan insanlar toplu bir histeriye girerek çizimlerimde ürettiğim canlıların benzerlerini gerçek hayatta görmeye başlıyor. Ben de bir sanatçı olarak kendi çizimlerim ve insanların gördüğü canlılar arasındaki benzerliği araştırıyorum.

Görgü tanıkları ile iletişime geçerek röportaj yapıyorum ve insanların neden bu yaratıkları gördüğünü, benim çizimlerimin bu yaratıklara neden benzediğini bulmaya çalışıyorum.

Çizimler ve videoyu bir arada sergileyen bu proje ile sahte bir arşivleme düzeneği oluşturuyorum. Temelini gerçek hayattan değil hayal gücünden alan bu kurgusal arşiv, bilinçdışının ürettiği hayvan sembolizmini, yabancılaştığımız koşullardan kaçışı ve körüklenen ilkelleşme arzusunu, gerçek ile gerçekdışı arasındaki muğlaklığı ve sanatçının üretme arzusunun arkasına rasyonel bir sebep bulma gereksinimimizi tartışmaya açıyor.

Videoda ve çizimlerde kurulan sahte arşiv ile izleyicinin algısını gerçek dışına yönlendirmeye çalışıyorum. Bu şekilde rasyonelleştirilen tarih anlayışını delmeyi, gerçekdışını ve hayal gücünü yücelterek, sanatçıya dayatılan sıfat ve görevleri işlevsizleştirerek sanatın sebepsiz yere de ortaya çıkabileceğini, yönlendirilemeyen ve pragmatik yönden değerlendirilemeyen bir enerjiye sahip olduğunu göstermeye çalışıyorum.

O'Art Program Focus 4

2017, 145x181 cm, Tuval Üzerine Akrilik Airbrush ve Akrilik Kalem

KÜDEM

1990, İstanbul
Focus serisi, “Noktaları odaklamaya çalışmak, kendimde var olmayan bir bilgiyi çağırmaya benziyor. Gözüm kontrolümde, bilincim farkında olmalı. Odaklanabilmek için harcadığım onca çabaya rağmen yine kendimi yap-boz parçalarıyla buluyorum.”

Focus serisi gözün netlemeye çalışması ve aklın anlamlandırma çabası arasındaki ilişkiyi sorgular. Resme bakma anı netleşmeyen noktalarda uzar. Akıl anlamlandırma mücadelesindedir. Bildiği görselleri tarar ve benzerlikler kurmaya çalışır. Fakat odaklanmayan resim huzursuzluk yaratır.

O'Art Program Varsayılan Ayarlar

2017, Değişebilir, Enstalasyon

OZAN ATALAN

1985, Gelibolu
Enstalasyon, göstergeleri ağaç dallarıyla değiştirilmiş yüz adet saat mekanizmasından oluşmaktadır. Saat göstergelerinin birimleri göstermeyip dallarla değiştirilmesi, zamanın kültürel inşasından ziyade evrensel bir dille zamanın akışına işaret etmektedir. Ölçülebilirliğin kaldırılmasıyla rasyonel düşünce yerine sezgisel bir yaklaşımı benimsediğim bu çalışmamda `bilmek ama hissetmemeyi` `hissetmek ama bilmemek` durumuna çevirmeyi hedefledim.

Aynı zamanda sibernetik estetik nosyonlarıyla oynayan Varsayılan Ayarlar ile zaman birimlerinin görmezden gelinip göstergelerin dallarla ikame edilmesi, doğaya işaret ederek kültür-doğa ikiliğine ve dünyaya yönelik insan merkezci yaklaşıma karşı durmaktadır.

O'Art Program Ben Nerede Yatacağım?

2017, 163x177 cm, Amerikan Bezi Üzerine Karışık Teknik

ÖYKÜ ERSOY

1990, Ankara
Savaşlar yeryüzünde olur. Adaletsizlik, umutsuzluk, yalnızlık, düşmanlık, küslük kentlerde yaşanır. Kentlerde özgür, âşık, mutlu, umutlu biri veya herhangi biri olmak yerine “kent insanı” olup kentin ve düzeninin izin verdiği sınırlar içerisinde yaşamaya zorlanırız. Yeryüzü zaman zaman duygularımızı alır, bizi hissizleştirir.

Gün içinde koşarız, yetişmeye, dönmeye, varmaya çabalarız. Kendimizi değil hayatımızı devam ettirebilmek için bir yol ararız, hastalıklarımıza çare ararız, derdimize derman ararız. Tüm bu karmaşa içerisinde kendi aklımızın alabileceği bir düzen oluşturmaya çalışırız, aksi halde tarifsiz korkular yaşarız. Bu durumda yaşam çevremizi kendilemek, dışarıda veya kenarda olmak değil içinde olmak, ona katılmak, müdahale etmek gibi gereklilikleri arzuladıkça içinden çıkılamaz hislere ve hallere bürünür ve referans noktalarını kaybettikçe paniğe kapılırız.

Ben Nerede Yatacağım;
Aynı yeryüzü üzerinde değil aynı gökyüzü altında yaşayan, yakından veya uzaktan bakılan, dağılan, toparlanan, birleşen, kaosunu özgünleştiren bir kent tarifler.

O'Art Program İsimsiz

2015, 24x33 cm, Kâğıt Üzerine Mürekkepli Kalem

SADIK ARI

1989, Manisa
Natürmort’u klasik kullanımından çıkarıp kendi hikâyeme dahil etme fikriyle başladığım küçük bir serinin parçasıdır. Kullanılan objeler cinsellik çağırıştıracak şekilde düzenlenmiş olsalar artık bitmiş ve bir daha tekrarlanmayacak bir arzu izlenimi verirler.

O'Art Program İsimsiz (‘’Ölmek İçin Güzel Bir Yer’’ Serisi)

2016, 46x81, Kâğıt Üzerine Mürekkep

SEÇİL ATMACA

1984, Eskişehir
Doğu felsefesinde yer bulan “Ölmeden önce ölünüz” düşüncesinden yola çıkarak ürettiğim “Ölmek için güzel bir yer” serisine ait bu resim ile ölüm kavramını bedensel bir yok oluş değil, ruh-zihin-nefs ayrımında bir tür arınma olarak ele almaktayım. Devamında gelecek olan doğum serisinin başlangıcı olan bu seri ile varoluşun anımsanmasına, soyut bir özgürleşmeye, yaşamsal döngünün olumlanmasına, sonsuzluk arzusunun dışavurumuna kaynaklık eden bir fenomen olarak ölümü, doğa metaforu aracılığı ile iki boyutlu yüzey üzerine taşımaktayım.

O'Art Program Mevki Kılavuzu

25x30 cm, 12 Parça, Tuval Üzerine Yağlıboya

SEDA OTURMAK

1987, İstanbul
İnsanın neliği üzerine düşünürken insanın kendini indirgeyebileceği en alçak nokta ile yükseltebileceği en yüce nokta arasındaki mesafenin insanın zihni dışında objelerle ilişkili olduğunu gördüm. Ki bazen bu objeler tek başına yeterli olmayabilir. İkinci, üçüncü objelere de ihtiyaç duyulabilir. Bu ikinci, üçüncü objeler mekâna dahil olurken burada insanı da yükseğe taşıdıkları görülebilir. İkinci, üçüncü objelerden bahsederken objenin obje ile olan ilişkisinin daha bütün oluşu ve insanın buna dışarıdan dahil olma çabası insanın kendini koymak istediği nokta ile geldiği noktayı irdeleme isteği uyandırıyor.

Örneğin, tek başına koltukta oturan çıplak bir adam hiçbir statü kazanamıyor, boynuna takılan bir kravat onu deli gibi gösterebiliyor ve bir takım elbise ise aynı adamı çok önemli bir pozisyona sokabiliyor. Burada soruyor olduğum soru, adamın objelerden bağımsız nerede durduğudur.

O'Art Program Mekanik Doğa

2017, 50x50 cm, Kâğıt Üzerine Karakalem, 9 Adet

SEDAT AKDOĞAN

1987, Diyarbakır
Doğadaki organik ve inorganik formların kendi içinde yarattığı dinamizmi işlerime yansıtma düşüncesiyle çalışıyorum. Bir sanatçının kaynağı doğa ise ilhama ihtiyacı yok. İyi bir izleyici olması yeterli. Zamanın en başından mekanik çağa varıncaya değin doğa ve insan birbirinden etkilendi; birbirini etkiledi. Bu etkileşim hem doğaya hem insana kendi formunu kazandırdı. Ben de doğayı izleyen biri olarak, onun somut ve soyut formlarını yorumluyorum. Doğa organik bir mekanizma, sürekli dönüşen bir yapı.

Bunun yanı sıra tekrar eden mekanik bir parçası da var. Bu seride de iki tezat kavramı, mekanik ve organik durumları soyutlayarak bir araya getirmeye çalıştım. Daire formunun kendi içerisindeki sürekliliği ve onun zemininde oluşmasını istediğim organik doku soyut bir doğa yorumudur.

O'Art Program İsimsiz

2017, 50x70, Dilbond Baskı

TEVFİK ALTAN DOYRAN

1990, Bolu
Doğa, genel bir yaklaşımla insanın dışında oluşan ve insan müdahalesinden uzak biçimde ortaya çıkan her şey olarak tanımlanmaktadır. Doğanın örneklerinden toprağın kendisi ve suyun kendisi altındaki zenginlikler, bitkiler, hayvanlar ve hava “doğa kavramı” denildiğinde insanın uygulama alanlarına göre biçimlenen bir olguya dönüşür. Farklı kavramlara göre “doğa” kavramı insandan soyutlanmış haliyle gerçek doğadır.

Karmaşık bir yapı gibi algıladığımız olayların tümüne ortak bir taban olması gerçekliğini matematik bilimcileri “fraktal” olarak adlandırmaktadır. Doğada kendiliğinden gelişen olaylar belirli katsayıların üst üste eklenmesi yoluyla oluşmaktadır. Kısaca fraktal yapıları oluşturan matematiğin altında yatan denklem çizgisel olmayan ve kendi içinde sürekli tekrarlanan bir yapıdır.

Doğadaki olaylar farklı farklı olsa da aralarında ortak bir nokta vardır. Hepsi farklı düzenlere sahip, ancak tüm bu ortak noktada buluşan olaylar birliğinde düzensizliğe dönüşüyorsa da bütün düzensizlikleri bir sistem bir arada tutmaktadır. Kısaca düzensizlik kendi içinde tek bir yapıdaki düzene itaat ederken bu düzeni “kaos” olarak adlandırabiliriz. Düzenli olduğunu düşündüğümüz hayatımızın özünde çok fazla sayıda düzensizlik var ki her yeni günde yeni doğrularımız, yeni yalanlarımızla tekrarlanan olaylarla yeni yaşamlar biçimleniyor, konumlarımız değişiyor, ancak boyutumuz aynı kalıyor. Bedenimiz sürekli değişirken varlığımıza bir fraktal olarak dönüşümüze DNA’mız sahip çıkıyor ve onun eseri kimliklerimiz oluyor. (Kavlak, 2006: 111)

Doğada fraktalların tüm ince ayrıntılarında bile genel yapının, biçimin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her bir ayrıntı, her bir parça bütün yapısındaki büyük görüntünün küçük bölümü olarak yer almaktadır. Çünkü genel olarak “fraktallar”, karmaşık sayı fonksiyonlarında sonsuz ötelemelerle, yeni belirlediğimiz kuralı sürekli tekrarlayarak oluşturulur. Nitekim iki parçayı birleştirerek üçüncü bir parçayı da elde etmiyoruz, yepyeni başka bir sistem elde ediyoruz.

Doğanın kendi içindeki düzenini bozan, yine o düzeni inceleyen ve içinde hayranlıkla var olan insandır. Günümüz insanın müdahale ettiği doğanın temel motifleriyle, fraktal sistemlerinin şifreleriyle oynadığı için bozulan bu doğa gelecek için endişe vericidir.

Tüm canlıların, çevresiyle dengeli ve barışık bir biçimde yaşaması anlamına gelen “Ekosistem” yine insan tarafından müdahalelerle bozulmaktadır. Bu da geniş anlamda çevre sorunlarının yaşanmasına neden olmakta ve gelecekteki yaşamımızın endişe verici sonuçlarını hazırlamaktadır.

O'Art Program Çoğul Yalnızlık

2016-2017, 130x150 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

TIFAK ARSLAN

1993, Mardin
Tıfak Arslan, işlerinde çoğunlukla figüratif resimler yapıp ve bu resimlerde ana tema olarak yalnızlık, mekânsızlaşma ve kültürün insan bedenindeki saklı gizemini yansıtmaktadır. Yaşamı kendi evrenindeki var oluş süreci olarak görmektedir. Bu var oluş sürecinde kişi, hem kendi benliğindeki kimliğin sahibi hem de kendi yalnızlığıyla yüzleşmektedir. Durgunluğun içinde yaşam belirtisi olarak gösterilen insan bedenleri sanatçı için sadece bir sembolik kaygı taşımaktadır.

Asıl önemli olan o bedenlerdeki yalnızlığı, dili ve kültürü görebilmektir. Çünkü bizler fiziken ne kadar çoğunluğun içinde olsak da aslında ruhen yalnızız. Her gün yabancı insanlar arasında, tanımadığımız yüzlerle yüzleşmekteyiz. Sanırım asıl sorunumuz bu, yaşam karmaşasında sakladığımız kültürümüzün kayboluşuna şahit olmaktayız. “Biz kimiz? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?” sorularını sorarak bireyin varlık nedenini sorgulamaktadır!

O'Art Program Heykellerin duvara sabitlenmiş siyah bir kutu içinde sergilenmesi düşünülmüştür.

50x70x60 cm, Ahşap

UĞUR SAVAŞ

1987, Hatay
“Düş ve His”, düşlerimizin içimizde uyandırdığı hissiyatlar üzerinden kurgulanmış görsel ve işitsel kolektif bir projedir. Rüyalardan aklımızda kalan imgeler animasyon ve heykelle canlanırken içimizde uyanan hisleri müzik betimliyor.

“İzole”, küçük bir çocuğun karanlık oturma odasında üç tekerlekli bisikletiyle çemberler çizerken bir taraftan da umutsuz bir hayatın içerisinde izole bir şekilde kurulmuş yapay memnuniyetini simgelemektedir.

O'Art Program Rockabilly Misfits No: 1

170x120 cm, Dijital

UMUT YALIM

1984, İstanbul
Toplumdan bir talebimiz varsa, önce bu talebin gereğini kendimizde gerçekleştirmeliyiz. “Şeffaf Toplum” derken, “Şeffaf Birey”i de önemsemek gerek çünkü bireyin şeffaflığı toplumun da şeffaflığını getirir. Ancak, toplumdan istediğimiz ve hakkımız olan hiçbir şeyi kendimiz de yerine getirmiyoruz. Böylece ikiyüzlülük, önce bireysel sonra da toplumsal bir huy olarak kalıcı hale geliyor.

Eserde, bu güvensizliğin üst boyutu olarak en samimi anlarında bile birbirine güvenmeyen bir çift görüyoruz. Bu güvensizlik, toplumsal bir hastalık gibi, eşyalara bile sirayet etmiş durumda. Odadaki her şey o kadar şeffaf ki, yavaş yavaş ortadan kalkacak gibiler. Tıpkı, toplumsal ilişkiler denli.

O'Art Program Samsara 2

2017, 75x160 cm, Kâğıt Üzerine Yağlıboya

VENÜS EZGİ KURTOĞLU

1992, İstanbul
İçimizde ve dışımızda yaşadıklarımızı gösterdiğimiz ve göstermediğimiz duygular, önümüze çıkan tesadüfler, aniden gelişen rastlantılar ve beklenmedik kazaların bizim hayatımızın bir bütünü olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden resimlerimi yaparken tesadüflere, kazalara ve rastlantılara yer veriyorum. Amacım hasarlı ve kusurlu çalışmalar ortaya çıkarmaktır. Bunun sebebi ise, hayatlarımızın hasar ve kusurlarla bütünleşmesidir.

Yaptığım çalışmaların hepsini tek seansta bitiriyorum. Renklerin ve biçimlerin ön planda olmadığı ve figüratiften kaçındığım öznel bir anlatım yolunu tercih ediyorum. Ayrıca kompozisyonlarım fazla hareketli olduğu için sadece tek renk tercih ederken bazılarında ise iki rengi tercih ediyorum.

Günümüz teknolojisiyle her şey bize kusursuz gösterilmekteyken aslında yaşantılarımızın kusurlu olduğunu anlatıyorum. Göstermek istediğim bize gösterilen ve ulaşmaya çalıştığımız pürüzsüzlüğün aslında bir illüzyon olduğu, hayatlarımızın pürüzleriyle güzel olduğudur. Kusursuz olmaya çalışmak bizi kısırlaştırmakta ve monotonlaştırmakta; bu illüzyon duygularımızı gittikçe köreltmektedir. Aslında bu çalışmalarımda gözlemlerimi ve bu gözlemlerin bendeki yansımalarını soyutlaştırıp resme aktarıyorum.

O'Art Program Grid

2016, 8 Adet 21x29 cm Pleksi Sandviç, 1 Adet 100x100 cm Tuval

YÜKSEL DAL

1990, Denizli
Uzay boşluğundaki yerkürenin, mikrokozmostan makrokozmos tahayyülünü plastik değerlerle ele alarak farklı bağlamlarla bir araya getirebilmenin olanaklarını araştıran “Grid”, bir yandan tesadüfi olanın peşinden giderken diğer yandan da bu ortaya çıkan imgenin yerkürenin bilmediğimiz bir bölgesine karşılık gelebilme durumu karşısındaki gerçekliğini irdeliyor. Rastlantısal bir gerçeklikle oluşmuş/oluşturulmuş tek bir tuval yüzeyinden çekilen fotoğraflar Google’ın “Reverse Image Search” (RIS), (tersten görsel arama), mantıksal analiz eşleştirme metodu ile “gerçek” olanın alanına elde edilen “earth” fotoğraflarının gerçekliğine bağlı olarak dahil ediliyor.

Reverse Image Search (RIS), eşleştirmeyi-veri göstermeyi arattırılan görselin piksel dağılımına, yan yana gelme dizilimine göre oluşturduğundan eşleşme, imge düzleminde mantıksal değil rastlantısaldır. RIS tarafından doğrulanan fotoğrafların gerçekliği, virtüel tabanda karşılığını tuval düzleminden bağımsız olarak kendi gerçekliğini oluşturmaktadır. Tuval yüzeyinden RIS’te tümevarım yöntemle arattırılan, her arattırıldığında bütün-parça diyalektiğinde Google görsel datadan eşleşen “benzer görseller” ızgara planında çapraşık eşleşme bağıntısını gösterir.

Bu süreç; rastlantısal olanın düzene dönüştürülmesi izleğinde RIS metodu üzerinden doğrulama ve eşleştirme ile oluşan verilerin analizini gerçeklik kanalları bağlamında ele alır, gösterir, ilk imgenin varlığını siler. Kaynağı (tuval yüzeyi) süreç içerisinde sürekli değişime uğradığından imgeler RIS’te doğrulandıktan sonra sabit verilere dönüşerek sabit hale gelmektedirler. Google’ın görsel data olarak sunduğu “earth” imgeleri, post internet sanatının önermesi kabul edilen “kendine mal etme” - hazır görsel kullanma yönteminin olanakları ile biçimsel olarak da bütün parça dizgesine bağlı kalınarak “Reverse Image Search”ün web sayfasının screeshot’ı alınarak pleksi sandviç baskı tekniği üzerinden tüm bu süreçlerin belgesini göstermeyi - veri oluşturmayı amaçlar. Süreç içerisinde ilk imgesi silinmiş tuval yüzeyinden çekilen earth fotoğrafları RIS’te bir araya getirilerek kaynağı olan tuval yüzeyi ile birlikte tek zeminde buluşmaktadır.

O'Art Program Aydınlanma İnsanları

2017, 60x60 cm, Pleksiglas Yağlıboya-Grup İş (Boyalı Alnı 10x10 cm Olan 4 Adet Portre-Çerçeveli)

ZİYAFETTİN OĞUZ

1985, İzmir
Aydınlık, herhangi bir yerde bulunmaz, nesne değildir. Aydınlık, onu bilen bir zihnin canlılığında yaşar ve “mavi soluk bir nokta”da yansıma nesneleri bulunmaktadır.

Beğenelim ya da beğenmeyelim ayakta kalabileceğimiz tek yer “aydınlık”tır. Aydınlanma kelimesine kavramsal katkıları bilinen portreler, ihtiyacımız olan çağdaşlaşma ve aydınlanma tutkusu mutluluk sebebidir; evrimleştirir.

​​​​​